Kaygı tamamen kötü bir şey değil. Bunu en başta dürüstçe söyleyeyim. Az miktarda kaygı bizi motive eder, odaklanmamızı sağlar. Ama kaygı kronikleştiğinde, beyin “çözüm üretme modundan” çıkıp “hayatta kalma moduna” geçer. İşte sorun burada başlar.
Kaygı yükseldiğinde beynin ön kısmı yani mantık, planlama ve problem çözmeden sorumlu bölge geri planda kalır. Kontrolü daha ilkel, tehdit algılayan sistem alır. Yani aslında zeki olmadığımızdan değil, beynimiz alarmda olduğu için verimli çalışamayız.
Danışanlarımda sık gördüğüm şey şu: “Hocam kapasitem var ama yapamıyorum.” Çoğu zaman mesele kapasite değil; zihnin sürekli tehdit algılaması. Sürekli “ya olmazsa, ya hata yaparsam, ya rezil olursam” düşüncesiyle çalışan bir beyin, doğal olarak yavaşlar. Çünkü enerjisinin büyük kısmını kendini korumaya harcar.
Kaygı azaldığında ne olur?
Zihin sadeleşir.
Dikkat bölünmez.
Hata yapma korkusu azalır.
Kişi işi yapmaya başlar, işi düşünmeye değil.
O zaman insanlar şunu fark eder: “Ben aslında yapab...
Suggested Credits
Tags, Events, and Projects