Ve bazen en büyük vedalar, “hoşça kal” demeden edilir.Çünkü bazı ayrılıklar bir cümleyle değil, yavaş yavaş gerçekleşir.İnsan bir gün gitmez aslında… önce içinden
çekilir.Ses tonu değişir, ilgisi azalır, bakışları başka yerlere kayar.Aynı masada otururken bile artık aynı yerde
değildir.Ve en acı olan şudur:Birini kaybettiğini, o kişi hâlâ hayatındayken anlarsın.Çünkü vedasız giden insanlar kapıyı çarpmaz… sessizce eksilir.Onlar gitmeden önce, senin içindeki “biz”i alıp giderler.Bu yüzden geriye bir cümle kalmaz, bir kapanış olmaz.Sadece zihnin sürekli aynı soruyu sorar:“Ne zaman bitti?”İşte bu belirsizlik insanı yorar.Çünkü zihin netlik ister, kalp ise tutunacak bir anlam arar.Ama bazı hikâyelerde ne açıklama vardır ne de helalleşme.Sadece yarım kalmış duygular ve içe atılmış cümleler
vardır.Ve insan en çok da söyleyemediklerine üzülür.Çünkü vedalaşmak aslında bir lütuftur.Bir kapanıştır, bir kabuldür.Ama vedasız biten ilişkiler, zihnin içinde yaşamaya devam eder.Sanki hâlâ bir gün ger...