Peki ya sen.
Sende telefonumdaki bilgilere erişmemeliler korkusu yaşıyor musun yoksa öldükten sonra umrumda değil mi....
Telefonunun birinin eline geçmesi… mesajlarının, fotoğraflarının görülmesi… ve insanların seni ayıplaması… Bu düşünce çoğu insanın içinden sessizce geçer ama kimse yüksek sesle söylemez. Çünkü bu korku aslında “mahremiyet”ten çok daha derin bir yere dokunur: kabul edilme ihtiyacı.
İnsan zihni garip bir şekilde, öldükten sonra bile sosyal onay aramaya devam eder gibi çalışır. Sanki beden gider ama “insanlar ne der?” kalır. Bu, çocukluktan itibaren içimize yerleşen görünmez bir denetleyicidir. Ailenin, toplumun, öğretmenlerin sesi zamanla iç sesine dönüşür. Ve sen yaşamayı değil, yanlış anlaşılmamayı öncelik haline getirirsin.
Ama şu gerçekle yüzleşmek önemli: İnsanlar seni zaten eksik, hatalı ve çelişkili bir varlık olarak ya kabul eder ya da etmez. Telefonunda ne olduğu bu gerçeği değiştirmez. Çünkü insanlar seni değil, kendi zihinlerindeki versiyonunu yargılar.
Bu ...
Suggested Credits
Tags, Events, and Projects