Eskiden insanlar en ufak bir seste uyanırdı. Kapının gıcırtısı, dışarıdan gelen bir ses, çocuğun odasında dönmesi bile insanı yatağından kaldırmaya yeterdi. Şimdi alarm çalıyor, telefon titriyor, dışarıda gürültü oluyor, bazen biri defalarca sesleniyor ama insan hâlâ uyanamıyor. Çünkü mesele her zaman “ağır uyumak” değil. Bazen insanın bedeni, zihninin taşıdığı yükten dolayı kapanıyor.
Gün boyunca o kadar fazla uyarana maruz kalıyoruz ki beynimiz artık neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu ayırmaya çalışmaktan yoruluyor. Telefon bildirimleri, mesajlar, videolar, trafik, iş stresi, ekonomik kaygılar, ilişkiler, yetişmesi gereken işler… Beden yatağa girdiğinde uyumuyor sadece; adeta sistemi kapatmaya çalışıyor.
Bir de görünmeyen yorgunluk var. Sabah kalkıp hayatına devam eden ama içinde sürekli bir şeylerle mücadele eden insanlar… Herkese yetişen, sürekli düşünen, kafasının içinde konuşmaları tekrar eden, yarını hesaplayan, geçmişi kurcalayan insanlar… Böyle bir zihnin geceleri derin bir ...
Not seeing views yet? Check back later!
Suggested Credits
Tags, Events, and Projects